Her birimizin hayatında bir an gelir.
“Allah’ım bunu istemiyorum.”
“Bu kâse bana ağır geliyor.”
“Ben bunu taşıyamam.”
“Başka bir yol yok mu?”
Ve sonra en zor duamız başlar:
“Benim istediğim değil, Senin istediğin olsun…”
Bu dua ağızdan çıkar çıkmasına ama, kalpte, bedende, ruhta çok ağır ve zor yaşanır.
Bizim Getsemani’miz bazen ailemizdir.
Bazen işimizdir.
Bazen hastalık.
Bazen imanımız yüzünden kuçumsenmek..
Bazen de içimizde kimseye gosteremedigimiz korkudur.
Mesih’in Getsemani’de yalnız kalması elbette ki tesadüf değildir. Havariler bile uyudu. En yakınları bile onun acısına eşlik edemedi. Her biri O’nu terk etti.
Bu da bize şunu gösteriyor:
Getsemani, insanın Allah’tan başka tutunacak dalının olmadığı yerdir.
Ama orada yalnız değiliz, çünkü Mesih bizden önce girdi. İnsan korkusunu, terk edilmeyi, ihaneti, yalnızlığı, acıyı, kederi. Hepsini orada tattı.
Bu yüzden bizim Getsemani’miz umutsuzluk yeri değildir.
Acı yeridir,evet.
Ezilme yeridir, evet.
Ama aynı zamanda teslimiyet yeridir.
Zeytin ezilince yağ verir,
İnsan ezilince dua verir.
Kaçmadan kalabilmek, kâse ağır gelse de Baba’ya güvenebilmek.
Çünkü Getsemani, sadece İsa’nın tutuklandığı yer değil, insan iradesinin Tanrı iradesiyle en sert şekilde karşı karşıya geldiği yerdir.
Getsemani, Çarmıh’tan önceki görünmeyen çarmıhtır.
Dışarıdan bakınca bir bahçe.
İçeriden bakınca bütün insan acısının, yalnızlığının, korkusunun ve teslimiyetinin toplandığı yer.
Mihail

Yorum bırakın