Ortodoks İmanın Temeli: Kilise ve Mesih’in Bedeni


Modern insan “Kilise” kelimesini duyduğunda çoğu zaman bir bina, bir kurum, bir dinî organizasyon ya da tarihî bir gelenek düşünür. Oysa Ortodoks imanında Kilise bundan çok daha derin bir hakikattir. Kilise, insan eliyle kurulmuş bir dernek değildir. Sadece aynı inancı paylaşan insanların oluşturduğu bir topluluk da değildir. Kilise, Mesih’in yaşayan Bedeni’dir.

Bu ifade mecazî bir süs değildir. Aziz Pavlus, Kilise’yi Mesih’in Bedeni olarak tanımlar: “Siz Mesih’in bedenisiniz; ayrı ayrı da O’nun üyelerisiniz.” Bu yüzden Ortodoks anlayışta Kilise, Mesih’in yeryüzündeki uzantısı değil; Mesih’in kendisiyle mistik ve gerçek bir birlik içinde yaşayan ilahî-insanî bedendir.

Kilise’yi yalnızca “iman edenlerin topluluğu” olarak görmek eksik kalır. Çünkü Kilise sadece insanlardan oluşmaz. Kilise’nin başı Mesih’tir. Kilise’nin hayatı Kutsal Ruh’tur. Kilise’nin kaynağı Baba’dır. Bu yüzden Kilise, Üçlübirlik hayatına açılan kutsal mekândır.

Kilise Mesih’in Bedeni’dir

Ortodoks imanında kurtuluş bireysel bir proje değildir. İnsan tek başına, kendi iç dünyasında, kendi yorumuyla, kendi başına Tanrı’ya ulaşmaz. Tanrı insanı bir bedene dahil ederek kurtarır. Bu beden Kilise’dir.

Mesih beden aldı. Bu çok önemlidir. Tanrı Sözü soyut bir fikir olarak kalmadı; insan doğasını gerçekten üstlendi. Doğdu, yaşadı, acı çekti, öldü, dirildi ve insan doğasını Baba’ya yükseltti. Kilise bu beden alışın devamıdır. Mesih’in insanlığı tarihte kalmış bir olay değildir; Kilise’de yaşamaya devam eder.

Bu yüzden Kilise sadece Mesih hakkında konuşulan yer değildir. Kilise, Mesih’le birleşilen yerdir.

Kilise’de vaftiz oluruz; çünkü Mesih’in ölümüne ve dirilişine katılırız.
Kilise’de Efkaristiya’ya katılırız; çünkü Mesih’in bedenini ve kanını alırız.
Kilise’de günahlarımızı itiraf ederiz; çünkü Mesih’in şifasına açılırız.
Kilise’de dua ederiz; çünkü Kutsal Ruh bizi Baba’ya yöneltir.

Kilise olmadan Hristiyanlık yalnızca ahlâkî öğütlere, tarihî hatıralara veya bireysel dindarlığa dönüşür. Oysa Ortodoks imanında Hristiyanlık, Mesih’in hayatına katılımdır.

Kilise Bir Fikir Birliği Değildir

Modern dünyada din çoğu zaman “kişisel inanç” olarak anlaşılır. İnsan şöyle der: “Ben içimde inanıyorum. Kilise’ye ihtiyacım yok.” Bu cümle çağdaş kulağa özgürlük gibi gelebilir; fakat Ortodoks bakış açısından ciddi bir eksiklik taşır.

Çünkü iman yalnızca zihinsel kabul değildir. İman, Mesih’e bağlanmaktır. Mesih’e bağlanmak da O’nun Bedenine bağlanmaktır. Baş ile beden birbirinden ayrılmaz. “Mesih’i seviyorum ama Kilise’yi istemiyorum” demek, başı kabul edip bedeni reddetmek gibidir.

Aziz Ignatios Antakyalı, daha ilk yüzyıllarda Kilise’nin episkopos, Efkaristiya ve cemaat etrafında görünür bir birlik olduğunu vurgular. Onun teolojisinde Kilise soyut bir ruhsal fikir değil, somut bir litürjik bedendir. Nerede Mesih’in gerçek Efkaristiyası varsa, nerede iman birliği ve episkopos etrafında cemaat varsa, orada Kilise görünür olur.

Bu, Kilise’nin sadece idari bir yapı olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, görünür yapı görünmeyen lütfun taşıyıcısıdır. Ortodokslukta görünür olanla görünmeyen, bedenle ruh, maddeyle lütuf birbirinden koparılmaz. Tanrı insanı bedeniyle kurtarır; bu yüzden Kilise de görünür, işitilir, dokunulur bir gerçekliktir.

Efkaristiya Kilise’nin Kalbidir

Kilise’nin en derin merkezi Efkaristiya’dır. Çünkü Kilise en açık şekilde İlahi Litürji’de kendisi olur.

Bir grup insan bir araya gelip dua ettiğinde elbette kutsal bir şey olur. Ama Kilise’nin tam anlamıyla görünür olduğu yer, ekmek ve şarabın Mesih’in bedeni ve kanı olarak sunulduğu Efkaristiya’dır. Çünkü Kilise, Mesih’in Bedeni ise, bu bedenle birlik en yoğun biçimde Efkaristiya’da gerçekleşir.

Aziz Yuhanna Hrisostomos, Efkaristiya’nın yalnızca sembolik bir hatırlama olmadığını, imanlıyı Mesih’le gerçek bir birlik içine aldığını anlatır. Ortodoks imanında Efkaristiya, geçmişte olmuş bir olayı zihinde canlandırmak değildir. Efkaristiya, Mesih’in biricik kurbanına ve dirilmiş hayatına şimdi ve burada katılmaktır.

Bu yüzden Kilise, toplantı salonu değildir. Litürji de dinî tören değildir. Litürji, gökle yerin birleştiği yerdir. Meleklerin ilahisine yeryüzündeki cemaatin katıldığı kutsal zamandır. Kilise orada yalnızca dünyasal bir topluluk olmaktan çıkar; Tanrı’nın Krallığı’nın ön tadımı olur.

Kilise Günahsız İnsanların Topluluğu Değildir

Burada çok önemli bir nokta var: Kilise kutsaldır, ama Kilise’nin üyeleri günahsız değildir. Bu ikisi karıştırılmamalıdır.

Kilise kutsaldır; çünkü başı Mesih’tir.
Kilise kutsaldır; çünkü Kutsal Ruh onda işler.
Kilise kutsaldır; çünkü sakramentler onda verilir.
Fakat Kilise’nin içindeki insanlar hâlâ tövbeye muhtaçtır.

Bu yüzden bir insan Kilise’de zayıflık, günah, kavga, kibir, milliyetçilik, dedikodu veya ikiyüzlülük gördüğünde şaşırmamalıdır. Bunlar Kilise’nin özünden değil, insanların yaralı hâlinden gelir. Kilise hastane olduğu için içinde hastalar vardır. Hastaların varlığı hastanenin gereksiz olduğunu değil, gerekli olduğunu gösterir.

Aziz Yuhanna Hrisostomos’un çok sevilen bir yaklaşımı vardır: Kilise mahkeme değil, hastanedir. İnsan Kilise’ye kendini haklı çıkarmak için değil, iyileşmek için gelir. Bu yüzden Kilise’de asıl soru “Kim daha temiz?” değildir. Asıl soru şudur: Kim tövbe ediyor?

Kilise’nin kapısı güçlüler, kusursuzlar, ahlâken lekesizler için değil; kırılmışlar, yaralanmışlar, günahını bilenler ve şifa isteyenler içindir.

Kilise ve Theosis

Ortodoks kurtuluş anlayışında merkezî kavramlardan biri theosis, yani tanrılaşmadır. Bu ifade yanlış anlaşılmamalıdır. İnsan Tanrı’nın özü olmaz. İnsan yaratılmış olarak kalır. Fakat lütufla Tanrı’nın yaratılmamış hayatına katılır.

İşte Kilise bu tanrılaşma yolunun mekânıdır.

Vaftizle eski insan ölür.
Krismasyonla Kutsal Ruh’un mührü alınır.
Efkaristiya ile Mesih’in hayatı içimize girer.
Tövbe ile kalp temizlenir.
Dua ile zihin arınır.
Oruç ile beden terbiye edilir.
Sevgi ile insan benliğinden çıkar.

Bütün bunlar bireysel teknikler değildir. Kilise’nin hayatıdır. Ortodoks askesis, yani ruhsal mücadele, Kilise’den bağımsız bir kişisel gelişim yöntemi değildir. Oruç, dua, secde, itiraf, sadaka, ikonalar, ilahiler; hepsi insanı Mesih’in bedeninde iyileştirmek içindir.

Aziz Maksimos İtirafçı’ya göre insan, yaratılışın küçük bir özeti gibidir; maddî ve ruhsal âlemi kendinde taşır. İnsan Tanrı’yla birleştiğinde yalnız kendisi iyileşmez, yaratılışın Tanrı’ya sunuluşu da gerçekleşir. Kilise bu kozmik litürjinin merkezidir. İnsan, Kilise’de yalnız kendi kurtuluşunu aramaz; bütün yaratılışı Tanrı’ya şükranla sunmayı öğrenir.

Kilise Anne Gibidir

Ortodoks gelenekte Kilise çoğu zaman “anne” gibi anlaşılır. Çünkü insan Kilise’de doğar, beslenir, büyür ve olgunlaşır. Vaftiz bir doğumdur. Efkaristiya bir beslenmedir. Tövbe bir iyileşmedir. Ruhsal babalık bir terbiyedir.

Bu yüzden Kilise’den kopmak sadece bir kurumdan ayrılmak değildir; insanın kendisini besleyen ruhsal rahimden kopmasıdır.

Ama bu annelik baskıcı bir sahiplenme değildir. Kilise insanı ezmek için değil, Mesih’e doğurmak için annedir. Gerçek Kilise anneliği, insanı kendine mahkûm etmez; onu Mesih’te özgürleştirir.

Sonuç: Kilise’de Mesih’le Birleşiriz

Kilise nedir?

Kilise bir bina değildir; ama bina Kilise’nin duasına ev sahipliği yapar.
Kilise bir kurum değildir; ama görünür düzeni vardır.
Kilise yalnızca cemaat değildir; ama cemaat olmadan görünür olmaz.
Kilise sadece tarih değildir; ama havarilerden bugüne kesintisiz bir hayat taşır.
Kilise sadece gelenek değildir; ama Kutsal Gelenek onda yaşar.

Kilise, Mesih’in Bedeni’dir.

Bu yüzden Ortodoks olmak, yalnızca bazı dogmaları kabul etmek değildir. Ortodoks olmak, Kilise’nin hayatına girmektir. Litürjiye katılmak, Efkaristiya’ya hazırlanmak, tövbe etmek, dua etmek, sevmeyi öğrenmek, bağışlamak, kırılmak, yeniden ayağa kalkmak ve yavaş yavaş Mesih’e benzemektir.

Kilise’ye dışarıdan bakan kişi çoğu zaman sadece insanları görür. İnsanların zaaflarını, tarihî yükleri, kültürel çatlakları, etnik gerilimleri, idari problemleri görür. Bunlar vardır. Bunları inkâr etmek gerekmez.

Ama Kilise’ye içeriden, imanla ve tövbeyle bakan kişi başka bir şeyi de görmeye başlar:

Kırık insanların arasında çalışan Kutsal Ruh’u.
Zayıf ellerle sunulan güçlü sakramentleri.
Yorgun cemaatlerde saklı duran diriliş ışığını.
Ekmek ve şarapta verilen Mesih’i.
Ve bütün bunların ortasında bizi Baba’ya çağıran ilahî sevgiyi.

Kilise, insanın Tanrı hakkında düşündüğü yerden daha fazlasıdır.
Kilise, insanın Tanrı’nın hayatına alındığı yerdir.

Baba’ya, Oğul’a ve Kutsal Ruh’a yücelik olsun; şimdi ve daima ve ebedler ebedince. Amin.

Mihail

Orthodox cathedral with five golden domes, detailed brickwork, religious mosaics above entrance, and people walking in front

Yorum bırakın