“Tanrı iyidir” demek kolaydır. Fakat insan acıyla yüzleştiğinde bu cümle ağırlaşır. Bir çocuk hastalandığında, savaşta masumlar öldüğünde, depremde insanlar enkaz altında kaldığında, ihanete uğrayan biri geceleri nefes alamadığında şu soru kaçınılmaz hâle gelir:
Tanrı iyiyse kötülük neden var?
Bu soru sadece felsefî bir problem değildir. Bu, insanın yarasının içinden yükselen bir sorudur. Bu yüzden Kilise Babaları kötülük meselesini yalnızca akılla çözülmesi gereken bir denklem gibi ele almazlar. Onlar için kötülük, yaratılışın, insan özgürlüğünün, düşüşün, ölümün ve Mesih’in kurtarıcı işinin içinde anlaşılması gereken derin bir yaradır.
Hristiyan cevap şuradan başlar:
Tanrı kötülüğü yaratmadı.
Bu cümle basit görünür ama bütün patristik düşüncenin temel taşlarından biridir.
—
1. Tanrı’nın Yarattığı Her Şey İyidir
Yaratılış kitabının dili açıktır: Tanrı yarattıklarına bakar ve onların iyi olduğunu söyler. Yaratılış kötü bir başlangıçla başlamaz. Madde kötü değildir. Beden kötü değildir. Dünya kötü değildir. İnsan kötü yaratılmamıştır.
Bu nokta özellikle Ortodoks teoloji için çok önemlidir. Çünkü Hristiyanlık, dünyayı kötü bir tanrının eseri sayan gnostik düşünceyi reddeder. Yaratılış iyidir; çünkü iyi Tanrı’dan gelmiştir.
Aziz Basilios’un çizgisi burada çok nettir: Tanrı varlığın ve iyiliğin kaynağıdır; kötülük Tanrı’dan çıkan pozitif bir varlık değildir. Tanrı kötülüğün yaratıcısı değil, iyiliğin kaynağıdır.
O hâlde kötülük nedir?
Kötülük, Tanrı’nın yarattığı iyi düzenin bozulmasıdır. İyiliğin yerinden edilmesi, varlığın hastalanması, özgürlüğün Tanrı’dan kopmasıdır.
Karanlık nasıl ışığın karşıtı olan bağımsız bir madde değilse, kötülük de Tanrı’ya denk duran bağımsız bir güç değildir. Karanlık, ışığın yokluğu olarak tecrübe edilir. Kötülük de iyiliğin eksilmesi, yaralanması ve çarpılmasıdır.
Aziz Yuhanna Dımaşkî bu çizgiyi çok açık şekilde sürdürür: kötülük kendi başına bir öz değil, iyiliğin geri çekilmesi, eksilmesi ve bozulmasıdır.
Bu yüzden Hristiyanlık dualist değildir. Yani evrende biri iyi biri kötü iki eşit ilke yoktur. Tanrı ve şeytan iki denk güç değildir. Kötülük Tanrı’ya rakip bir yaratıcı ilke değildir. Kötülük parazittir; var olmak için iyiliğe tutunur, onu bozar, çarpıtır ve yaralar.
—
2. Kötülük Tanrı’dan Değil, Özgürlüğün Sapmasından Doğar
Burada insan özgürlüğü meselesine geliriz.
Tanrı insanı mekanik bir varlık olarak yaratmadı. İnsan sadece programlanmış bir canlı değildir. İnsan Tanrı’ya cevap verebilen, sevebilen, yönelen, seçebilen kişisel bir varlıktır.
Fakat gerçek sevgi, zorunlu olamaz.
Zorunlu sevgi sevgi değildir.
Zorla itaat erdem değildir.
Programlanmış iyilik kutsallık değildir.
Bu yüzden özgürlük, sevginin şartıdır. Fakat özgürlük aynı zamanda yanlış yöne dönebilme imkânını da taşır. İnsan Tanrı’ya “evet” diyebildiği için, trajik biçimde “hayır” da diyebilir.
Aziz İrenaeus burada önemli bir patristik denge kurar. Ona göre insan doğası gereği kötü değildir. İnsan, seçim yapabilen bir varlık olarak yaratılmıştır. Kötülük, insanın tabiatından değil, iradesinin yanlış kullanımından doğar.
Bu çok mühimdir. Çünkü insan “kötü yaratılmış” değildir. İnsan yaralanmıştır. İnsan bozulmuştur. İnsan kararmıştır. Ama insanın varlığı hâlâ Tanrı’nın iyi yaratımının izini taşır.
Bu yüzden Ortodoks teolojide kurtuluş sadece “suçun affedilmesi” değildir. Kurtuluş aynı zamanda insanın iyileştirilmesi, yenilenmesi, yeniden Tanrı’ya döndürülmesidir.
—
3. İnsan Başlangıçta Tamamlanmış Değil, Olgunlaşmaya Çağrılmıştı
Kötülük problemi içinde sık sorulan bir soru vardır:
Tanrı insanı baştan neden kötülüğü seçemeyecek kadar mükemmel yaratmadı?
Aziz İrenaeus’un yaklaşımı burada derindir. Ona göre insan yaratıldığında Tanrı’ya yönelmişti, fakat henüz olgunlaşma yolundaydı. İnsan bir anda nihai kemaline ulaşmış olarak değil, Tanrı’yla birlik içinde büyümeye çağrılmış olarak yaratıldı.
Bu bakış, yaratılışı statik değil dinamik görür.
İnsan sadece “var olsun” diye yaratılmadı. İnsan Tanrı’ya doğru büyüsün, Tanrı’nın hayatına katılsın, Tanrı’nın benzerliğine doğru olgunlaşsın diye yaratıldı.
Ortodoks dilde bunun nihai adı theosis, yani Tanrı’yla birliktir. İnsan Tanrı olmaz; fakat Tanrı’nın lütfuyla Tanrı’nın hayatına katılır.
Kötülük, işte bu çağrının reddidir. İnsan Tanrı’ya doğru büyümek yerine, kendi benliğine kapanır. Kaynağa yönelmek yerine, kendini kaynak sanır. Sevgi yerine sahiplenmeyi, şükran yerine gururu, birlik yerine kopuşu seçer.
Düşüş burada başlar.
—
4. Düşüşün Sonucu: Ölüm ve Bozulma
Aziz Athanasios’un kötülük ve kurtuluş anlayışında merkezî kelimelerden biri bozulmadır. İnsan Tanrı’dan kopunca sadece hukuki bir suç işlemiş olmaz; varoluşsal bir yaralanmaya uğrar.
Tanrı hayatın kaynağıdır. Bu kaynaktan kopmak, ölüme yönelmek demektir.
Bu yüzden günah yalnızca “yanlış davranış” değildir. Günah, hayatın kaynağından uzaklaşmadır. İnsan Tanrı’dan uzaklaştığında kendi varlığını koruyamaz. Çünkü yaratılmış olan, varlığını kendinden almaz. Varlık Tanrı’dan gelir. Tanrı’dan kopuş, bozulmaya ve ölüme açılır.
Athanasios’un çizgisiyle söyleyelim:
İnsan yokluktan varlığa çağrılmıştır. Ama Tanrı’dan yüz çevirince, yeniden yokluğa, bozulmaya, dağılmaya doğru sürüklenir.
Bu yüzden Hristiyanlıkta ölüm doğal bir dost değildir. Ölüm “hayatın normal parçası” değildir. Ölüm bir düşmandır. İnsan doğasının içine girmiş bir bozulmadır.
Mesih’in gelişi tam da bu yüzden gereklidir.
—
5. Tanrı Kötülüğe Uzaktan Cevap Vermedi
Kötülük problemi karşısında Hristiyanlığın en sarsıcı cevabı bir teori değil, bir kişidir:
İsa Mesih.
Tanrı kötülüğe göklerden soyut bir açıklama göndermedi. Tanrı acının içine girdi.
Logos beden aldı.
Açlık yaşadı.
Yoruldu.
Ağladı.
Dostu tarafından satıldı.
Haksız yere yargılandı.
Kırbaçlandı.
Çarmıha gerildi.
Öldü.
Bu noktada Hristiyanlık bütün dinî ve felsefî sistemlerden ayrılır. Çünkü Hristiyan cevap yalnızca “Tanrı neden izin verdi?” sorusuna açıklama aramaz. Hristiyanlık şunu ilan eder:
Tanrı, insan acısının içine Mesih’te gerçekten girdi.
Çarmıh, Tanrı’nın kötülük problemine verdiği cevabın merkezidir.
Çarmıhta kötülük bütün çıplaklığıyla görünür: ihanet, korkaklık, yalan, dinî ikiyüzlülük, devlet şiddeti, kalabalığın zalimliği, masumun öldürülmesi.
Fakat aynı yerde Tanrı’nın sevgisi de görünür. Mesih kötülüğe kötülükle cevap vermez. Nefreti nefretle yenmez. Ölümü dışarıdan açıklamaz; ölümün içine girer.
Ve Diriliş’te ölüm içeriden parçalanır.
Ortodoks Paskalya ilahisinin kalbi budur:
Mesih ölülerden dirildi, ölümü ölümüyle ezdi ve mezarlarda olanlara hayat bağışladı.
Bu cümle kötülük problemine verilen en derin cevaptır. Tanrı kötülüğü sadece yasaklamaz. Tanrı kötülüğü nihai olarak yener.
—
6. Doğal Acılar: Hastalık, Deprem, Ölüm
Ahlâkî kötülüğü özgür iradenin sapmasıyla açıklamak nispeten mümkündür. Cinayet, yalan, ihanet, zulüm, savaş ve sömürü insan iradesinin bozulmuş hâlleridir.
Fakat doğal acılar daha ağırdır.
Bir çocuk neden hastalanır?
Depremde masumlar neden ölür?
Kanser neden vardır?
Hayvanlar neden acı çeker?
Doğa neden bu kadar yaralıdır?
Burada basit cevap vermek tehlikelidir. Her acının karşısına “vardır bir hayır” yazmak Hristiyanlık değildir. Bu bazen acı çeken insanın yarasına tuz basmak olur.
Patristik bakış bize daha derin bir çerçeve sunar: yaratılış iyi yaratılmıştır, fakat düşüşle birlikte bozulmanın ve ölümün etkisi altına girmiştir. Dünya hâlâ Tanrı’nın yaratımıdır; ama nihai, tamamlanmış, dirilişle yenilenmiş hâlinde değildir.
Bu yüzden şu an gördüğümüz dünya, Tanrı’nın Krallığı’nın tam görünümü değildir. Bu dünya güzeldir ama yaralıdır. İyidir ama inler. Hayat taşır ama ölüm tarafından kemirilir.
Pavlus’un “yaratılışın doğum sancısı çekmesi” sözü tam da bu gerçeğe işaret eder.
Doğal acılar karşısında Hristiyanlık şu iki cümleyi aynı anda söyler:
Bu acılar Tanrı’nın nihai arzusu değildir.
Bu acılar Mesih’te yenilecek olan yaralı yaratılışın belirtileridir.
—
7. Tanrı Kötülükten İyilik Çıkarabilir; Ama Kötülük İyi Değildir
Burada çok hassas bir ayrım gerekir.
Tanrı kötülükten iyilik çıkarabilir. Fakat bu, kötülüğün iyi olduğu anlamına gelmez.
Çarmıh bunun en büyük örneğidir. Mesih’in çarmıha gerilmesi insanlık tarihinin en büyük kötülüğüdür: masum olan öldürülmüş, Tanrı’nın Oğlu reddedilmiş, adalet ayaklar altına alınmıştır.
Ama Tanrı bu kötülüğün içinden kurtuluşu çıkarmıştır.
Bu, Yahuda’nın ihaneti iyi oldu demek değildir. Pilatus’un korkaklığı iyi oldu demek değildir. Çarmıh zulmü iyi oldu demek değildir.
Kötülük kötülüktür.
Yara yaradır.
Ölüm düşmandır.
Günah hastalıktır.
Fakat Tanrı o kadar iyidir ki, kötülüğün bile son söz olmasına izin vermez.
Bu yüzden Hristiyan umut saf iyimserlik değildir. Hristiyan umut, çarmıhı görmüş ama dirilişi de görmüş umuttur.
—
8. “Tanrı Neden Hemen Durdurmuyor?”
Bu soru insanın içini yakar.
Tanrı her kötülüğü anında durduramaz mıydı? Elbette durdurabilirdi. Ama o zaman yaratılmış özgürlüğün, tarihsel olgunlaşmanın, sevginin ve kişisel cevabın mahiyeti de değişirdi.
Yine de bu cevap tek başına yeterli değildir. Çünkü bazı acılar o kadar büyüktür ki, insan teorik açıklama değil, adalet ister.
Hristiyanlık bu noktada son sözü bu çağın içine yerleştirmez. Nihai cevap eskatolojiktir: Diriliş, yargı, yeni yaratılış ve Tanrı’nın Krallığı.
Eğer ölüm son sözse, kötülük problemi çözülemez.
Eğer mezar son çizgiyse, masumların acısı cevapsız kalır.
Eğer diriliş yoksa, adalet eksik kalır.
Fakat Hristiyan imanına göre Mesih dirilmiştir. Bu yüzden ölüm nihai gerçek değildir. Kötülük geçici olarak korkunçtur; ama ebedî değildir. Son söz kötülüğün değil, Tanrı’nındır.
—
9. Acı Karşısında Susmayı Bilmek
Yine de dikkatli olmak gerekir.
Kötülük problemi hakkında konuşurken her şeyi açıklamış gibi davranamayız. Bazen teoloji susmayı da bilmelidir.
Çocuğunu kaybeden bir anneye “bu Tanrı’nın planı” demek, patristik bilgelik değil, ruhsal kabalıktır. Acı çeken bir insana hemen teori sunmak çoğu zaman merhametsizliktir.
Eyüp kitabı bize bunu öğretir. Eyüp’ün dostları çok konuşur; ama çoğu zaman yanlış konuşur. Eyüp ise Tanrı’nın huzurunda yarasıyla durur.
Bazen doğru cevap, açıklama yapmak değil, çarmıhın yanında sessizce durmaktır.
Çünkü Mesih de acının karşısında sadece konuşmadı. Ağladı. Taşıdı. Üstlendi. Öldü. Ve dirildi.
—
10. Sonuç: Tanrı Kötülüğün Yazarı Değil, Yaralı Yaratılışın Hekimidir
Patristik çizgide kötülük problemi şöyle özetlenebilir:
Tanrı iyidir.
Yaratılış iyidir.
Kötülük Tanrı’nın yarattığı pozitif bir şey değildir.
Kötülük, iyiliğin bozulması ve özgürlüğün Tanrı’dan sapmasıdır.
Günah insanı sadece suçlu değil, hasta yapar.
Ölüm yaratılışın dostu değil, düşmanıdır.
Tanrı kötülüğü uzaktan seyretmez.
Mesih’te acının, ölümün ve bozulmanın içine girer.
Çarmıhta kötülüğü üstlenir.
Dirilişte ölümü yener.
Sonunda yaratılışı yeniler.
Bu yüzden Hristiyan cevabın merkezi bir açıklama değil, bir olaydır:
Çarmıh ve Diriliş.
Tanrı dünyayı acı çeksin diye yaratmadı. Tanrı dünyayı kendi hayatına ortak olsun diye yarattı. Dünya özgürlük içinde yaralandı. Tanrı ise bu yarayı dışarıdan açıklamadı; yaranın içine girdi.
Ve Hristiyan umudu şudur:
Kötülük gerçektir, ama ebedî değildir.
Acı korkunçtur, ama son söz değildir.
Ölüm güçlüdür, ama Mesih’ten güçlü değildir.
Tanrı kötülüğün yazarı değil, yaralı yaratılışın Hekimidir.
—
Kaynakça ve Patristik Dayanaklar
– Aziz Basilios, “Tanrı Kötülüklerin Nedeni Değildir” vaazı.
– Aziz Athanasios, Söz’ün Beden Alması Üzerine.
– Aziz İrenaeus, Sapkınlıklara Karşı, özellikle özgür irade, insanın olgunlaşması ve Mesih’te her şeyin yeniden toparlanması bölümleri.
– Aziz Yuhanna, Ortodoks İnancının Kesin Açıklaması, özellikle kötülüğün iyiliğin eksilmesi olarak ele alındığı bölümler.
Yorum bırakın